Skip to content
Sitedeki Yeriniz: Anasayfa ÖZÜMDEN İNSANLIĞA SIĞINIŞ!...
İNSANLIĞA SIĞINIŞ!...
MUSTAFA ASLAN tarafından yazıldı.   
Pazar, 02 Aralık 2012 01:00

İnsanlığım tuttu, merak edip insalığı sorgularken!

Zamanın hızlı, ömrün kısa olduğunu biliriz veya bildiğimizi zannettiğimizi biliriz! Bildiğimizin veya bilmediğimizin nereden belli olduğu ise bilinmez de bilinmez!...

Hızlı zamandan kaçıyor muyuz, yoksa hızlı zamanı yakalayabilmek için kovalıyor muyuz?

Zamanın hızlı, ömrün kısa olduğunu anlayıp korkarak kaçarken; "Allah!" diyen de, ölümsüzlüğe ilelebet kalıcılığa hevesle zamanı yakalamak için cesâretle kovalarken; "Ya Allah!"  tekbîrine sığınan da insan!...

Gerçekten insanlığı idrâk etmiş olanlar, zamandan kaçmanın da, zamanı yakalamanın da mümkün olmadığını bilirler ama Hz. Adem'den, Hz. Havva'dan beri sürer bu kaçıp kovalamaca!...

Zamanı yakalayan veya zamandan kaçabilen olmuş mudur? Bakana göre, gördüğünü anlatana göre değişebiliyor; evet diyen de, hayır diyen de var, "ha-vet" diyen de!...

 

Semâvi kitaplara göre ve ehl-i îmanın inanmakla mükellef olduğu; ilk yaratılıştan kıyâmete kadar var'olmağa devam edecek olan peygamberleri, nebîleri, velîleri biliyoruz...

Bir de, kısacık ömürlerinde zamanı kovalarken bıraktıkları izlerle, kubbeye astıkları "hoş sadâ"larıyla kalıcı olmayı başaranlar var!...

Bu peygamberler, nebîler, velîler de insan; zamanı kovalar veya zamandan kaçarken kazandıkları adlarıyla iyiyse övülerek, kötüyse sövülerek anılanlar da insan!...

Nedir bu insan?

Nâdir olan bu insanlık, nedir?

Nâdir insanlığı becerenlerin, kubbede bıraktıkları hoş sadâları tekrarlayan; kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa anlatarak aktararak taşıyan meçhûller de insan!

Öyleyse; zamandan kaçanların veya zamanı kovalayanların bıraktıkları adlarını -ama överek, ama söverek- anlatan, nesilden nesile aktaran avâm olmasa, sıradan insanlar olmasa; zamandan kaçan korkaklarla zamanı yakalamaya çalışan cesûrların emekleri, gayretleri neye yarar?...

Kaçan kovalayan emektârlar mı, yoksa onları överek veya söverek kalıcılıklarını sağlayan insanlar mı önemli?

Camilerde yüzlerce, Cuma günleri binlerce kişiden oluşan cemaat yani kalabalık olmasa imam neye yarar? Veya bir kişi olan imamlar olmasa, yüzlerce, binlerce kişiden oluşan kalabalık cemaatler olur mu, olursa neye yarar?

Dîni atmosferden sıyrılmayı deneyerek mes'eleyi güncelleyip siyasallaştırmaya, politize edersek; önderler mi kalabalıkları toplar, yoksa kalabalıklar mı önder dedikleri kişileri yönlendirirler?

"Türkiye seninle gurur duyuyor!" diye gırtlaklarını patlatan kalabalıklar olmasa o kalabalık içinden; "Dokunmak bile ibâdetten sayılır!" yalakalığını yapan insanlar, olabilir mi?

Tekrarlayalım merâk edip sorup sorguladığımızı:

İnsan nedir?

Nâdir olan insanlık nedir?

Kendi etrafına ördüğü kozasında ipek böceği misâli yok olmanın, yani söz veya davranışlarıyla etrafına topladığı öven veya söven kalabalığa gömülen insanın yaptığının, neresi başarıdır ve ne kadar insanlıktır?

Bu mudur ebediyyete intikâl etmek? Kalıcılık, ölümsüzlük bu mudur?

Okyanus, göklerden düştüğü ânda kendisinde yok olan yağmur damlasının farkında mıdır?

Överek veya söverek adlarını kalıcı ederken kalabalık, övdükleri veya sövdüklerinin adlarını dillerine aldıkları ânda o ölümsüz etmek istediklerini, öldürdüklerinin farkında mıdırlar?

Ne kadar usta yüzücü olursa olsun okyanusa düşen insan; ne kadar iri olursa olsun karaya vuran balina boğulmaz mı? Karaya vurduğunda susuzluktan boğulan balina ile okyanusa düştüğünde –ham maddesi oksijen olan- suda oksijensizlikten boğulan insan; zavallılıkta, acziyette, çâresizlikte emsâl değil midir?

Kaderlerinde kurtulmak yoksa; karaya vuran balinanın yüzme yeteneği ile okyanusa düşen insanın aklı, neya yarar?

Sağlıklarında sevenlerinin, sevmeyenlerinin elinden kurtaramadığı insan-ı kâmillerin, katledilişlerinden yüzlerce yıl sonra sevenlerce yaşatılmaya çalışılmasının mantığında, insâni bir mantıksızlık yok mudur?

Halkı, ahâliyi, milleti, ümmeti biraz daha rahat ettirmek idealiyle kendilerini fedâ edenlerin akıllarının mahâreti, akıllarının teslîm olduğu îmanlarının mârifeti; hep sahibine zûl'ettirmek olmamış mıdır?

Nedir bu insan?

Nâdir olan bu insanlık, nedir?

Acıktığı için kovalayan aslandan, hayatta kalmak için kaçan ceylandan; ölümsüzlüğe heveslenerek fincancı katırlarını ürkütüp kendini zûlme yem eden kâmil insanın farkı nedir?

İnsanı, diğer bütün mahlûkattan ayıran akıl, insan-ı kâmili diğer insanlardan farklı kılan akıl, hep başa belâ değil midir?

Fizîken ve fiziksel arzularıyla tamâmen insan olan, bedenî arzularını yerine getirmek için bütün akıllıların ayıplayacağı işleri pervâsızca yapabilen ve yaptıklarından sorumlu olmayan, suçlanamayan akılsız deliler, bütün akıllılardan şanslı değil midir?

Sırları yok, merakları yok!

Sevapları yok, günahları yok!

Hasretleri yok, vuslatları yok!

Borçları yok, alacakları yok!

Başları, gözleri, ağızları, dilleri, elleri, ayakları, cinsî uzuvları, insânî arzuları var, akılları yok!

Devlete, servete ihtiyâçları yok, sehâvet de onlara lâzım değil!...

Mülkün, servetin, dünya malının kefâretini hem dünyada, hem de ahrette ödeyebilmek için akla ziyân fedakârlıklara kendilerini mecbûr hisseden velîler ile deliler yarışında; daha yarış başlamadan deliler, bir-sıfır önde başlamıyorlar mı?

V'elhâsıl başa, başladığımız noktaya dönersek veya dönerek;

Nedir bu insan?

Nâdir olan bu insanlık nedir?

Soranlar, cevap bulamadan, cevaplayamadan gittiler; hâlâ merak edenler cevap bulamadan, cevaplayamadan gidecekler besbelli!...

TEZAT

Eller içti ben mest oldum, kafam dost oldu meylere

Sessizlik isyân eyledi gönlümde kopan veyllere

Gönül aç kaldı açlığa, tok yürek hasret yokluğa

Varlığım meze edildi muhabbet deminde şeylere!...

Yokluk bıktı,

Bıktı varlık;

Rafâh isyankâr,

İsyankâr darlık!

Tokluk kustu açlığını, açlık küstü tokluğuna

Varlıkla cezalanan, mecbûr varın yokluğuna

Korkak mahkûm çokluğuna, teklik tek olanın hakkı,

Tekliğe "Tek" hükm'eylemiş, karar kılmış çokluğuna...

Toluk kusan,

Susan yokluk!

Deşen insan,

Kokan bokluk!... (M. Aslan 19. 11. 1983)

Netice olarak; hem eşref-i mahlûkat, hem de noksan yaratıldığıma inanıp  îman eden bir insanım ve hepinizin insanlığınıza sığındım vesselâm...

"Bilgilinin yüzü gülmez; onun yüzü her zaman düşünceli ve kaşları çatıktır; bilgisizler ise daima sevinç içinde katıla katıla gülerler. Bilgili kişi, bu kadar kaygı içinde nasıl kahkaha atar?" (Yusuf Has Hâcip-Kutadgu Bilig)

Selâm, sevgi, duâ

Tokkalı Mustafa ASLAN

 

Yorumlar 

 
#1 fatih türkekul 02-01-2013 09:56
kaleminize ve koca türk yüreğinize sağlık hocam selam sevgi dua
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÖZÜMDEN

Ömrünü bir siyasi parti mensûbu olarak yaşayanlar var! Son yıllarda mensûbu olmakla hep iftihâr eden, kimliğinden önce telâffuz edilen fikrî adına, ülkücülüğüne rağmen mensûbu olduğu teşkilatlara giremeyenler var! Girmek istese, "ithal demokrasi ucûbesi" sayesinde dokunulmaz ve güç yetmez edilen kudret tarafından kabul edilmiyorlar!


Mustafa Aslan

10402670_587002614746525_8712950128820112122_n

Giriş Formu



KONUK SAYISI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBUGÜN
mod_vvisit_counterDÜN
mod_vvisit_counterBU HAFTA0
mod_vvisit_counterGEÇEN HAFTA
mod_vvisit_counterBU AY0
mod_vvisit_counterGEÇEN AY
mod_vvisit_counterTOPLAM33230

Şimdi, kişi sitededir.
IP Adresiniz: 35.168.110.128
Tarih: 10 -08-2022 13- 39